Siyasette Vefanın Gerçek Yüzü

Yaklaşık yirmi gün önce ikiz kardeşimin oğlu, yeğenim Melihşah Güner ağır bir motor kazası geçirdi. O günden bu yana yoğun bakım kapısında geçen zaman, insana sadece hayatın kırılganlığını değil; dostluğun, dayanışmanın ve vefanın anlamını da yeniden öğretiyor.

Kardeşim Hasan’ın çevresi… Benim dostlarım… Temas hâlinde olduğum siyaset ve iş dünyasından insanlar… Melihşah’ın arkadaşları ve aileleri… Yüzlerce kişinin hastaneye akın etmesi, telefonların hiç susmaması, mesajlarla destek verilmesi; böylesi bir acı içinde insanı ayakta tutan şeydir.
Hepsine tek tek Allah razı olsun.

Sosyal medyadan günler sonra bakabildim; orada da yüzlerce mesaj birikmişti. İnsan böyle zamanlarda kimin yanında olduğunu daha iyi anlıyor.

Ancak beni asıl düşündüren –ve bu satırları yazmaya mecbur bırakan– nokta şudur:

Omuz verdiğim, görev aldığım, savunduğum Zafer Partisi’nin tavrı…

Bir siyasi partiyle yol yürümek sadece programını beğenmek, ideolojik yakınlık duymak değildir. Teşkilat dediğimiz yapı, zor zamanlarda birbirinin omzuna yaslanabilen insanların birlikteliğidir.

Fakat bizim yirmi günlük bu ağır imtihanımızda, bu yapının sergilediği tutum; samimiyet, dayanışma ve aidiyet duygusu açısından ciddi bir soru işareti yaratmıştır.

Bu süreçte yalnızca Kadın Politikaları Başkanı Hava İsra Pehlivan aradı.
Kazadan 15 gün sonra Teşkilat Başkanı Erkan Tiryaki geçmiş olsun dileklerini iletti.
GİK Üyesi Cihan Kolip ve İl Başkanı Özdemir Özcan, sadece sosyal medya üzerinden mesaj atmakla yetindi.

Bir teşkilat yönetiminde bulunmuş, il propaganda–basın–tanıtım başkanlığı görevini üstlenmiş biri olarak bu tabloyu görmezden gelemem. Çünkü mesele sadece “geçmiş olsun” demek değildir; mesele, birlikte siyaset yaptığını söylediğin insanların acısına ne kadar dokunabildiğindir.

Zafer Partisi Sakarya yönetimi bu imtihandan geçememiştir.

Siyasette vefanın lafla değil, tavırla ölçüldüğünü yıllardır yazarım. Birçok siyasi yapıyı gözlemledim. Fakat insanı kendi şehrinde, kendi teşkilatında “yokmuş” gibi sıradanlaştıran bu yaklaşım; sadece bireysel bir kırgınlık değil, siyasi bir karakter sorunudur.

Kusura bakılmasın ama bir teşkilat; üyelerini seçim zamanı hatırlayıp, acı günlerinde yok sayıyorsa orada ciddi bir çürüme başlamış demektir.

Bugüne kadar nezaketi, sükûneti ve parti içi meseleleri büyütmeme ilkesini korudum.
Ancak bugünden itibaren sessiz kalmayacağım.

Sosyal medyada, kendi bloğumda ve köşe yazısı yazdığım iki gazetede bu konuyu gündemde tutacağım. Çünkü mesele kişisel bir kırgınlık değil; bütün bir siyasi yapının insani reflekslerinin çökmesidir.

Siyaset, insanı önce insan olarak görmediği sürece hiçbir iddianın, hiçbir söylemin, hiçbir sloganın anlamı yoktur.

Zafer Partisi Sakarya teşkilatı bu sınavda sınıfta kalmıştır.
Bundan sonrası, sadece benim değil; bu yapının vicdanen kendine ne kadar hesap verebileceğinin meselesidir.

Yorum gönder